Evladiyelik Doğu Klasikleri Okuma Listesi – Burcu Bayer

1. Tezkiretü’l Evliya – Feridüddin Attar
Gelin gülle başlayalım atalara uyarak. Doğu’nun anlatı geleneği bize uzun gecelerde kerevetine kurulmuş bir ulunun, tok sesini odaya yayarak kıssalar, menkıbeler, masallar, hikayeler anlattığı bir dünya ile şerbetlenen çocukların anlam ve his dünyasının nasıl olacağının ipuçlarını veriyordu. Evliyaların menkıbeleri de kuşkusuz bu hayal dünyasında baş rollerde oynuyordu. Attar’ın eseri de Ca‘fer es-Sadık’a ayrılan bölümle başlayıp Hallac-ı Mansûr ile son bulana değil toplam yetmiş iki erenin hayatına konuk ediyor bizi. Attar, Evliya Tezkirelerinin mukaddimesinde “Erenler sözünü işidenin gönlü ruşen olur. Himmetini kavi eder. Şeytan vesvesesini ve dünya hırsını ve muhabbetini kalbinden çıkarır,” diyor. Yazıldığı 1220 yılından beri gönlümüz ruşen.

 

2. Hüsn-ü Aşk – Şeyh Galib
Galib Dede’nin en büyük eseri Hüsn-ü Aşk’ı, hikaye ile hikmet, zahir ile batın, aşk ile akıl, Halık ile mahluk arasındaki ilişkinin sırlarına dair bir ifşaattır dense yeridir. Sümer efsanelerinden, Fuzuli’ye, Şihabeddin Sühreverdi Maktul’den, Mevlana’ya kadar uzanan hikayeler, telmihler ve tedailerle doludur.

Benî Muhabbet kabilesinin medar-ı iftiharı olan Hüsn ile Aşk’ın hikayesidir.

Edeb okulunda okuyan aşıklar derslerden sıkıldıklarında Mana mesiresinde gezerler. Bir gün başlarına bir iş gelir ve ayrı düşerler. Ben-i Muhabbet kabilesi çalkalanır, kılıçlar çekilir, şiirler okunur, cenkler edilir.

Kabile büyükleri bir yol bulur. Hüsn, Aşk’ına kavuşmak için bilge Sûhan ile Dadı Gayret’in rehberliğinde Aşk ile aralarındaki dünya perdesini kaldırmak zorundadır. Bu yol uzundur, tuzağı çoktur. Kahramınımız Hüsn, Gam harabelerinden geçer, Hûş-rûba’nın yalancı aşkına aldanıp Zatu’s-suver kalesine hapsolur; devler, cinler, perilerle mücadele eder ve sonunda Aşk’ına kavuşur.

Fakat son sahnede büyük bir süpriz vardır. O da okuyup da kitabın sonuna gelenin kısmetine artık!

Hamiş: Her gün dünyanın türlü aldanışları, hevesleriyle Taksim’e çıkıyorsunuz da aklınıza gelmiyor. Arada Tünel’in orada sükûneti ve vakarıyla İstanbul’u ve cihanı kollayan Hazret’e bir selam verin, niyaz edin, erenler!

 

3. Mesnevi – Mevlana Celaleddin Rumi
Kadı Necmeddin-i Taştî’nin sözüdür: “Bütün dünyada üç şey geneldi. Hazret-i Mevlana’ya mensup olunca özelleşti ve büyükler bundan hoşnut oldular. Birincisi, Mesnevî kitabıdır. Mesnevi bir türdü. Şimdi Mesnevî adı söylenince akıl, düşünmeksizin Mevlana”nın Mesnevî”si olduğuna karar veriyor…” Diğer ikisini de bir zahmet sorun, soruşturun!

Mesnevi öyle bir kitaptır ki, Molla Cami’nin Mevlana’ya “Peygamber değildir ama kitabı vardır,” iltifatıyla maruftur. Baştan aşağıya, Kur’an’ın, hadisin ve Fahr-i Kainat Efendimizin güzelliğine, hakikatine ve bereketine bir menfez, bir sebil olmuştur.

Elini, avucunu, bakracını, kadehini o sebile dayayan nasibi ölçüsünde sırlar hazinesinden müstefid olur.

“Mesnevi masaldır diyenlere, evet masaldır. Onda kendini görmek erlik ister. Mesnevimiz tamamen vahdet dükkanıdır. Bu dükkanda vahdetten başka gördüklerin puttur. Mesnevi bir meradır. ondaki misaller ise merada otlayan hayvanlara benzer. Sen hayvanlara takılma da merayı ve ovayı seyretmeye bak.”

Sözü Sultan Veled’le bağlayalım: “Dinle sözümü sana direm özge edadır.”

 

4. Mahzen-i Esrar – Nizami-i Gencevi
Gönlünün derinliklerinden gelen ilahi bir neşeyle koyulur yazmaya. Hamsesinin en hikmetli Mesnevi’sidir. Hazret’in Sahib’ül Esrar’ın izniyle dile döktüğü sırlara evvelden tesadüf edenler; bu sırların ifşa edildiği kadarıyla dahi hazinelere değer olduğunu görenler, üzerinde tefekkür ededursun, biz telif ile müelliften söz etmeye devam edelim.

Fuzuli’nin de ustası olan Nizami, adalet, cömertlik ve tevazunun yanında yiğitliğin ve ilmin üzerine titizlenmiştir. İnsan olmanın reçetesini dünyanın en tesirli diliyle; yani şiirle, bir kere daha yazmıştır. O büyük şair kalbimizdeki katılığın, gözümüzdeki şaşılığın derdindedir. Bunlardan kurtulmadan söz de sükut da bereketsizdir. İnsan söze de, sükûta da hakkını verdiğinde insan olur.

“Bağ fidanından filizlenmiş bu taze sözler, çerağ gibi başka ışıklardan yanmış değildir. Sofrana sunulan bu öz nimete el sürülmemiştir. Hemen önüne çek, bunun tadı tuzu varsa afiyet olsun ye. Yoksa hatırından uzak olsun.”

 

5. Binbir Gece Masallar – Ebu Abdullah Muhammed el-Gahşigar
Raviyanı ahbar ve nakılanı asar ve muhaddisanı rüzigar şöyle rivayet ederler ki Binbir Gece Masalları’nın tamamını okuyanın bu hayatta başka yapacağı bir şey kalmadığından ölüverirmiş.

O halde ne duruyoruz, çağrışımları serbest bırakıp koyverelim: Ölmeden önce okuyacağınız Binbir Masal. Ama ölüm nedir, nasıldır orası biraz muamma.

Şehrazat’ın hikayeleri, Şehriyar’ı yani Dünyaya meyleden insanoğlunu uyanık tutan, onu yanlıştan alıkoyan, ona rehberlik eden bir mürşidin dersleri gibi de okunabilir aslında. Siz de dünyanın bin türlü kavgasından, kargaşasından, aldatmacasından emin olmak istiyorsanız buyrun ilk hikayeyle başlayın.

Hem şunu da söylemeden geçmeyelim: Bilenler bilir, Mevlevilerde çile binbir gündür. Bu binbir masal size de neşesi ve feyzi bol bir çileyi vaad ediyordur. Belki nasibiniz vardır da “Ölmeden önce, ölünüz” müjdesine mazhar olursunuz, kim bilir!

 

6. Kelile ve Dimne – Beydaba
La Fontaine’i geçin, Ezop’tan da geriye gidin, fablları birbirine bağlayın iç içe geçirin ve hatta dallandırıp budaklandırın. Bunu yaparken de nasihatleriniz hikayenin önüne geçmeyiversin ve dahi yüzlerce yıldır okunup dursun; elden ele, nesilden nesile geçsin isterseniz, Beydaba’nın Kelile ve Dimne’sini yeniden yazmaya durun. Çünkü yüzyıllar boyunca siyaset ilminin temel referans kaynaklarından biri olmuş, şehzadeleri, nakipleri, katipleri ve diğer bürokratik makamlar için hazırlanan öğ- rencileri yetiştirmiş bir kitaptan bahsediyoruz. İki çakalın anlattığı masallar aslan, kaplan, tilki, yılan, tavşan, kelebek, güvercin, keklik, karga, serçe, fare, kaplumbağa ve diğer hayvanlar üzerinden insanın hallerini dile getirmeye devam ediyor.

Ne mutlu hayvanlara bakıp ondan dersler çıkarabilenlere!

 

7. Bostan ile Gülistan – Sadi Şirazî
Gülistan’a nazire yazanlardan Molla Cami, Gülistan’ı şöyle anlatır: “Gülistan kitap değil cennet bahçesidir, toprağı, çeri, çöpü amber ile yoğrulmuştur. Sekiz bölümü sekiz cennet kapısıdır. İçindeki hikayeler Kevser suyunun lezzetini artırır. Gönül alan şiirleri boy çekmiş süslü ağaçlara benzer…”

İran’ın hikmet denizinden çıkarılmış en güzel iki inci diyebiliriz Bostan ve Gülistan için. O okumayı yeni söken bir okul çocuğunun dizinde de, bir medrese öğrencisinin rahlesinde de, bir dervişin iç cebinde de aynı güzellikle parlar.

 

8. Mantıku’t-Tayr – Feridüddin Attar
Bir listede iki Attar olmaz demeyin. Simurg’a yolculuğun mesnevisi nazmıyla, alegorisiyle, edebi lezzeti ve felsefi derinliği ile okunmayı ve dahi tekrar okunmak için gözden ırak edilmemeyi hak ediyor. Yolculuk arketipi ile insanın tüm zaaflarına ve güçlü yönlerine, aklını çelen vesveseler ile ümidini koruma içgüdüsüne, Simurg’un farklı hususiyetleriyle insanın içerisinde gizlenen vahdet ve kesrete işaret ediyor. Yunus der ki:

“Süleyman kuş dilin bilir dediler, Süleyman var Süleyman’dan içeru.”

 

9. Makamat – Harirî
Bediüzzaman Hemedanî, zamanının en büyük ve görkemli edip ve şairiydi, tüm müsabakaları kazanıyor, anlattığı makameler meclislerde pek rağbet görüyordu. Fakat dünyanın değişmez adetidir: Gün geçer, devran döner, eski gökte yeni bir yıldız parlayıverir. 12. yüzyılda Basra’yı görmeliydiniz, harikaydı. Hemedanî’nin makameleri halen aynı canlılıkla anlatılıyordu, fakat şehre Harirî nam çehresi puslu belağati şeddeli güzel bir adam girip makameler anlatmaya başladı. Hemedanî’nin dilinde çiseleyen yağmur Harirî’nin dilinden sağanak olup yağıyordu. Hemedanî çığır açmıştı ancak Harirî ile artık söz bu çığıra sapınca hayal alanında delice bir cevelan başladı.

Makamat’ta, hayalî kahraman Ebû Zeyd es-Serûcî’nin maceraları Haris b. Hemmam’ın dilinden anlatılan akıl almaz elli hikayeye denk geleceksiniz. Sizi güldürecek ve üzecek de. Sıkı giyinin, yolluklarınızı hazır edin: Bu karda, bu çığırı hafife almaya gelmez.

 

Post Öykü 3