Evladiyelik Postmodern Edebiyat Okuma Listesi 

E

The Recognitions, William Gaddis
Üçayak üzere tasarlanan kitap; yer değiştiren sahneleri ve karakterleriyle, yanıltmacalarla, birini başkası sanmalarla ve sahtecilikle Holden Caulfield sendromunun son derece uç bir örneğini oluşturuyor. Karakterler isimlerini kaybedip yenilerini alır, diyaloglar kimseye atfedilmeden havada uçuşur, metin kinayelerle doludur. Gaddis’in şu sözü meşhurdur: “Ben okurdan bir şey istedim, eleştirmenler çok şey istediğimi söylediler… Söylediğim gibi, okur dostu bir kitap değil. Yine de, bence öyle, bence okur kitaba dâhil olmaktan, eğer isterseniz yazara da, katkı yapmaktan, memnuniyet duyuyor. Sonunda iş okurla sayfa arasında bitiyor.”

 

Infinite Jest, David Foster Wallace
Wallace’ın devasa, lineer olmayan romanı Hamlet ’te sorulan soruya verilen bir cevapla başlıyor oradan da tıka basa, sayfa uzunluğunda dipnotlarla – bazı dipnotların kendi dipnotları dahi var- edebi göndermelerle ve film teoriyle devam ediyor. Hakiki post modern formda, tüm kitap kendi kitap düşkünlüğüne bir yorum olarak, size onun nasıl okunacağına dair ipuçları veriyor. Yine, hakiki post modern formda, neler olup bittiğini anlamak epey zor. Bitirdiğinizde yeniden okumanız gerek sadece.

 

Sixty Stories, Donald Barthelme
Anatole Broyard’ın The New York Times’da yazdığı gibi, “Donald Barthelme kendi döneminde kısa öyküyü etkilemiştir, Hemingway ya da O’Hara’nın kendi dönemlerini etkiledikleri gibi. Onlar öykünün olay örgüsüne sıkı sıkıya bağlı iplerini gevşettiler ama Barthelme ipleri tamamen kopardı ve öykünün formunu “tehlikeli yaşa”maya zorladı. O’Hara kalıplaşmış eşyalarımızla oynadı, Donald Barthelme ise kalıplaşmış fikirlerimizle. Hemingway ve O’Hara belirli duygularla çalıştılar, o ise duyguların yapısıyla.” Hakikaten, Barthelme’nin çalışmaları göndermelerle, metinlerarasılıkla ve geleneksel kısa öykü formunu hiçe saymalarla dolu: Öyküler birkaç kelimeden ya da noktalama işareti olmayan sayfalardan yahut okuru olay örgüsünü aramaya iten detayların toplamından oluşuyor. Yine de, çoğu, harika öyküler.

 

Labirentler, Jorge Luis Borges
Postmodern geleneğin kurucu babalarından, David Foster Wallace, Borges’i “dünya edebiyatında modernizm ile post modernizm arasındaki büyük köprü” olarak görür. Doğru bir adlandırmayla Labirentler’de her öykü ya da deneme, farklı türde labirentler içeriyor: parabolik, dilsel ya da tematik bilmeceler. Borges’e giriş için iyi bir ilk kitap olan bu derleme, her post modern edebiyat rafının vazgeçilmezi.

 

House of Leaves, Mark Z. Danielewski
Danielewski’nin klostrofobik romanı her numaraya başvuruyor: çoklu anlatıcı, alışılmadık yerlerde metinler, anlamsız, karışık tipografi, bolca dipnot. Hem biçimsel hem de öyküdeki labirentlerden biri de romanı deşifre etmenin okura cazip gelmesi ancak bazen insana sonsuza kadar o labirentin içinde kalacakmış hissi veriyor.

 

Gravity’s Rainbow, Thomas Pynchon
Pynchon’un şaheseri “kelimenin tam anlamıyla post modern temalar ve aletler antolojisi” olarak tanımlanıyor. 400’den fazla karakteri ve birbirine dolanan örülen bölümleriyle bu roman döneminin en karmaşık ve dil açısından ilginç kitabı.

 

Solgun Ateş, Vladimir Nabokov
Nabokov’un en sevdiğimiz eserlerinden biri olan Solgun Ateş, kurgusal yazar John Shade tarafından yazılmış 999 satırlık Solgun Ateş isimli şiir ve Charles Kinbote isimli kendinden menkul editörünün birkaç yüz sayfalık açıklamalarından oluşuyor. Obsesif editörün sanrılı zihninden çıkan sürükleyici bir üst- kurgusal spiral olarak kitap, edebiyat iptilası, niyetinden emin olunamayan davranışlar ve birbiriyle çelişen dipnotlarla dolu.

 

Wittgenstein’s Mistress, David Markson
Postmodern devin zihin açıcı bu baş döndüren, rahatsız eden kitabı ya deliren bir kadın ya dünyadaki son kadın yahut ikisi hakkında. mit ve teorinin aşınmış kayaları etrafında Bilinç akışı ile örülmüş bu kitap, sınıflandırma dışı. Artı, Wallece’ın meşhur saçmalamasıyla: “açıkçası soyut ve hikmetli ve avantgarde bir roman aynı zamanda çok akıcı olabilir ki Wittgenstein’s Mistress’i bu ülkenin deneysel kurgusunun en üst noktasına taşıyan da bu.”

 

Lisede Kan ve Cesaret, Kathy Acker
Kendi kitaplığının oldukça farkında olan bir üstkurgusal kitap olan Acker’in meşhur eseri; üslupların, anlatıların, öykü anlatma tekniklerinin sahici kolajları ve çizimlerin (bazen bir şekilde pornografik olabilen çizimler), rüya haritaları, imgelemi ve diğer elle yapılmış sanat eserlerini dâhil ediyor metine. Son derece karmaşık ve zor bir roman, ama kesinlikle emeğinize değiyor.

 

The Sot-Weed Factor, John Barth
Barth bu romanın kendisinin postmodern romana girişi olarak tanımlar ve açıklar : “Geriye bakarsak, şunu görkemli bir şekilde söyleyebilirim: Benim Postmodernizmi keşfetmem ya da Postmodernizm tarafından keşfedilmem gerekiyordu.” Hakikaten, roman Barth’ın etkili postmodern eserlerle dolu uzun kariyerinde yola koyulduğu gerçekleri, tarihleri ve edebi formları hem parodileştiriyor hem de yeniden yazıyor.

 

Çeviri: Burcu Bayer
Post Öykü 1