Falcı – Efe Zeybekoğlu

Kendimi bir anlık öfkeyle dışarı attım. Bu kadarı fazlaydı artık. Aylardır bana uygulanan psikolojik baskılara ve yıpratmalara karşı ben sadece işimi yapmaya çalışmıştım. Kimseye yaranamıyor, yaptıklarımı beğendiremiyordum. Herkes rahat rahat takılırken benim kafamı kaldıracak vaktim bile yoktu. Çok çalışmaktan şikayetçi değildim ama ortada bir haksızlık varsa da buna karşı bir tepki vermem gerekiyordu. Ofis arkadaşlarım benim yaptığım işin yarısını bile yapmıyorlardı. Bir sigara daha yaktım. Sakinleşip bir karar vermem gerekiyordu. Ya müdüre derdimi anlatacak ya da istifamı verecektim. Başka bir çözüm göremiyordum. Müdüre gitsem, derdimi anlatsam beni anlar mıydı? Hiç sanmıyordum, zaten başımdaki yönetici onun yeğeniydi. Bir an saçmaladığımı fark ettim. Benim arkamda duracak, yapılan haksızlığa karşı gelecek değildi. En iyisi istifamı verip başka bir iş aramaktı. Sigaramı yarıdayken atıp ofise geri döndüm. Hepinizin canı cehenneme der gibi etrafıma bakındım. Benim aksime herkes mutlu gözüküyordu. İstenmeyen kişi olduğuma o an kesin olarak karar verdim. İstifa dilekçemi yazıp kimseye bir şey söylemeden masamın üzerine bıraktım ve oradan çıktım. Kimse nereye gidiyorsun bile dememişti. Görünmez biri gibiydim onlar için.

Sokaklarda öylece dolaşıyordum. Canım hiç eve gitmek istemiyordu. Bir arkadaşımı aramaya karar verdim. En azından biriyle muhabbet etmek düşüncelerimi dağıtabilirdi. Aynı zamanda ondan tavsiye almaya ihtiyacım vardı. Arkadaşımı aradım. “Bir saat sonra orada olacağım.” dedi. Geleceğini duymak bile bir nebze içimi rahatlatmıştı.

İstifa ederek doğru mu yanlış mı yaptığımı bilmiyordum. Bunu gelecek zaman gösterecekti ve şu an kendimi boşlukta hissediyordum. Yeni bir iş bulmak zorundaydım. En azından eski işimden daha kötü olamaz diye iç geçirdim. Düşüncelere dalmışken biri broşür uzattı. Normalde almazdım ama bu sefer boşluğuma denk gelmişti. Yürümeye devam ederken etrafıma bakındım. Broşürü atacak çöp kutusu arıyordum. Çevrede bir tane bile çöp kutusu yoktu. Merak edip üstünde ne yazıyor diye baktım. “Ünlü falcımız tarafından geleceğinizi öğrenmek ister misiniz?” yazıyordu. Bir an gülümsedim. Hayatımda hiç fal baktırmamıştım. Bir falcının geleceğimi içtiğim kahvenin posasından bilebilmesine imkan vermiyordum. Arkadaşımın gelmesine daha 45 dakika vardı. Broşürü incelemeye başladım. Bulunduğum yere yakındı ve fal ücretsiz yazıyordu. Kahve fiyatlarına bakınca falın ücretini kahve fiyatlarından çıkardıklarını düşündüm. Çünkü normalden 2 kat pahalıydı kahveler. Yapacak bir işim yoktu. Falcının bulunduğu kahveciye gitmeye karar verdim. Eğlence amaçlı ve ilginç bir anım olur diye gidiyordum. Yoksa benim fallara inanmama imkan yoktu.

Kahveciyi buldum ve içeri girdim. Garsona “Bir tane sade türk kahvesi istiyorum.” dedim. Garson “Fal da baktıracak mısınız?” diye sordu. Ben de “Evet onun için gelmiştim zaten.” dedim. Masaya oturdum ve etrafı incelemeye başladım. Pek ışık almayan bir yerdi burası. Duvarlarda çeşitli figürlere sahip değişik tablolar vardı. İçeride dört tane masa vardı. Dışarıya da 4 masa koymuşlardı. Görünüşe göre sıra yoktu. İlerde etrafı perde ile çevrili bir oda vardı. Sanırım falcı orada fal bakıyordu. Odanın içinden sesler geliyordu, herhalde içeride biri vardı. Kahvem bu sırada geldi. Garson “İçtikten sonra bana söyleyin ben size haber vereceğim falınıza bakmaları için.” dedi. Ben de “Teşekkür ederim.” diyerek kahvemi içmeye başladım. Kahvemi bitirdikten sonra garsona haber verdim ve 5 dakika sonra falcının beni beklediğini söyledi. Falcının odasına gittim. Perdeyi araladım ve içeri girdim. Falcı bana bakarak “Otur şöyle karşıma.” dedi. Ters çevrilmiş kahve fincanımı verip yorumlaması için bekledim. Falcı fincana bakar bakmaz şaşırdı ve irkildi. Ben ise onun yüzüne odaklanmış ve ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordum. Birden yüzü buruşmaya, burnu büyümeye, kulakları sivrilmeye başladı. Gözleri kıpkırmızı oldu ve git gide buruşuyordu. Korkunç bir hal aldı görüntüsü. Bana dönüp “Ben senin falına bakmam. Sana çok güçlü bir büyü yapmışlar.” dedi. Donuk bakışlarımla gördüklerime tepkisiz kalıyor, gözlerimi ondan alamıyordum. Ardından “Çık hemen dışarı.” dedi. Ne olduğunu şaşırır vaziyette hızlıca oradan uzaklaştım.

Gördüklerim ve duyduklarıma inanamıyordum. Falcı birden bir cadıya dönüşmüştü gözümün önünde. Bana da büyü yapıldığını söylemişti. Ne büyüsü? Kim bana büyü yapardı ki? Başıma gelen olayın hala etkisindeydim. Bu sırada arkadaşım aradı. Nerede olduğunu söyledi ve buluştuk. Bir kafeye oturduk. “Hayırdır ne oldu. Neden istifa ettin?” dedi. İşten istifa edişimi unutmuştum. Boş gözlerle ona bakarken birden onun da suratı cadıya dönüştü. Ne yapacağımı bilmeyerek hemen kalktım ve koşmaya başladım. Yolda kimin suratına baksam bir zaman sonra cadıya dönüşüyordu. Daha da hızlandım, çok fazlaydılar, hepsi bana bakıyorlardı, peşimdeydiler. Şaşkınlık ve korkuyla eve kadar koştum. Kapıyı açtım ve içeri girdim. Hemen bilgisayarı açıp “cadı görmek” diye arama yaptım. Cadıların mistik güçlerle donatıldığı ve aramızda gizlendikleri yazıyordu. Her kim onları görür ise kendisine büyü yapılmış demektir diyordu. Ben önemsiz biriydim, kim bana niye büyü yapardı ki? Aklımı yitirmek üzereydim. Bir bardak su doldurdum ve derin derin nefes aldım. Sakinleştikten sonra cadılar ve büyüler saçma gelmeye başladı. Birden şizofren olup olmadığımı düşünmeye başladım. Zaten ben hiçbir zaman inanmazdım ki böyle şeylere. Kesinlikle şizofrendim başka açıklaması yoktu. Hemen doktora gitmeye karar verdim.

Psikiyatri bölümünde sıra bekliyordum. Hala bir süre suratına baktıktan sonra herkes cadıya dönüşüyordu. İnsan bir açıklama getirince rahatlıyordu. Büyük ihtimal iş hayatının stresinden olacak ki bu hastalık gelmişti başıma. Filmlerde de hep böyle olurdu zaten. Ben zeki biriydim ve ne yapmam gerektiğini biliyordum. İlaçlarımı düzgün kullanacak ve şizofreniyi John Nash gibi zekamla yenecektim. Sıram geldi ve içeri girdim. Doktora “Ben Şizofren oldum. Herkesi cadı olarak görüyorum.” dedim. Doktor önce şaşırdı sonra kahkaha atmaya başladı. “Beyefendi önce bana tane tane derdinizi anlatın.” dedi. Yaşadığım olayları teker teker anlattım. Sonunda “Ben çok zeki olduğum için hemen farkına vardım şizofren olduğuma.” diye ekledim. Doktor tekrar gülüyordu. Neye güldüğünü anlamamıştım. Bana mr ve tomografi çekilmem gerektiğini söyledi. Sırayla girdim bunlara. Sonuçları alıp tekrar doktorun odasına gittim. Bana beklemem gerektiğini birazdan beni çağıracağını söyledi.

Bir saat olmuş, beni hala çağırmamıştı. Ben de odasının kapısını tıklattım ve içeri girdim. “Gelin beyefendi ben de sizi çağırtacaktım tam.” dedi. “Öncelikle size şizofren olmadığınızı belirtmek istiyorum. Şizofreni böyle bir hastalık değil.” dedi. Ben iyice şaşırdım. Az sonra size büyü yapıldı derse doktor düşüp bayılırdım herhalde. “Peki neyim var doktor.” dedim. Doktor “Lütfen sözümü kesmeyin anlatacağım.” dedi. “Beyninizde üzülerek söylüyorum bir tümör var. Bu tümör çok nadir rastlanan bir hastalığı tetiklemiş. Bu hastalığın tıp dilinde ismi: Prosopometamorfopsi. İnsanların yüzlerine baktıktan bir süre sonra cadıya dönüşmelerinin sebebi bu hastalık. Her hastada farklı bir görüntü belirebiliyor. Bu sizde cadı olarak nüksetmiş. Ayrıca bir iyi bir kötü haberim var. İyi haber bu hastalık ilaç ile geçebiliyor, kötü haber ise beyninizdeki tümörü uzman doktora gösterdim ve beyninize cerrahi müdahale gerekiyor. Bu yüzden sizi Beyin ve Sinir cerrahisine yönlendiriyorum.” dedi.