Hikayeleri Hayal Etmek – İsmail Isparta

H

Her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da kamunun düşündüğünden farklı bir düşünceyi dile getirmek bir hayli zordur. Belli riskleri içerir. Ancak geride bir iz bırakanlar da bu riskleri göze alanlardır.

Bu anlamda Türk Öykücülüğü, son yıllarda eskinin rağmına cesur girişimlerden bir hayli yoksun durumda. Yazılan çoğu öykü az bir farkla birbirinin aynısı. İşte bu kısır döngüden kurtulmak isteyenler için bereketli bir alan var: Fantastik. Fantastik her ne kadar Batı menşeli bir kelime olsa da bizim eski kültürümüzde hayal, olağanüstülük ve gizem perdesi altında, birçok edebiyat eserinde kendine yer bulmuştur. Eski Şaman inanışından Fars Mitolojisine, tasavvuftan İslami ve İslam öncesi dönemlerde oluşan kıssalara, halk hikayelerine kadar birçok unsurdan oluşan bu bereketli potadan çok önemli eserler çıkmıştır. Ancak Tanzimat’la beraber bu bereketli pota kurumaya yüz tutmuştur. Gönül Yonar, Türk Edebiyatında Fantastiğin Kökenleri adlı kitabında bu konuyu şu şekilde dile getirmektedir: “Tanzimat’la birlikte, muhayyile dünyasının tıpkı Batı aydınlanmasında aldığı yara gibi bu dönemde aşağılandığına, alaya alınıp ‘kocakarı masalı’ diye dalga geçildiğine şahit olunacaktır. Bu dönem, günümüzdeki fantastik algının, kompleksli kökenlerinin Tanzimat’a kadar dayandığını göstermesi yönünden önemlidir. Günümüzde değer yargılarının bir bir değiştiğini, rasyonel olanın yavaş yavaş terk edildiğini, modernizm yerine postmodern algının yerleştiğini görmekteyiz. Fantastik bu yönden sonsuzluğun içindeki harikuladelikleri göstermesi veya söylenecek sözün daha orijinal bir şekilde söylenmesine olanak vermesi yönüyle önemli bir alan.

Bu anlamda Murat Başekim’in öykü kitabı, Hayal Et Hikayeleri kayda değer bir eser. Hayaletli BBG evleri, ruhunu satmaya çalışan huzurevi çalışanları, ameliyatla burç aldıranlar, ifritlerin ve devlerin gezindiği gece masalları, cadı avcısı Alamancı Demir Usta… Öykülerin konusu böyle devam diyor.

Kitabın ilk öyküsü Malleus Maleficarum aynı zamanda Malleus Hereticarum ve Demir adlı öykülerle bir üçleme oluşturuyor ve cadı masallarının bir parodisi şeklinde karşımıza çıkıyor. Öyküde para kazanmak için Almanya’ya giden Demir ve Talip, işsiz kalınca olağanüstü bir işe girişirler: Alaman çocuklarına dadanan cadıları, para karşılığında avlayacaklardır. Peki nasıl olacaktır bu? Talip bu işi şu şekilde açıklar Demir abisine: “Abi sen yine anlamadın beni. Sen bi balyoz alacan, ben bizim emektar 38’liği alacam. Şekil yapacaz. Senatör bize bayılacak. Sonra gidecez Schwarz… Kara ormanda bi üç gece mangalımızı yakacaz, rakımızı içecez. Bu sırada Hamburg’daki abilerim bize bi tane evsiz barksız bi acuze karı bulacaklar, gidip cadı diye onu teslim edecez Kramer’e, o da bize Euroları bayılacak abicim.Ancak işler hiç de planladıkları gibi gitmez. Kara ormanda temmuz ortasında dolu fırtınası patlatan, buz çivileri fırlatan sahici bir cadıyla karşılaşırlar. Ancak Demir, Malleus Maleficarum adlı büyü kitabından öğrendikleriyle cadının hışmından kurtulur.

Bir diğer öykü olan ‘‘Şir’’de ise Şark gotiği resmedilmiş. Yüklü bir kervanla yola çıkan Aşık Ağa yolda doksanbin gulyabani ve ifriti hakladıktan sonra meşhur Kays ve Leyla ile karşılaşır. Leyla’ya hemen aşık olur. Mecnun’dan kurtulmak için çareler düşünmeye başlar. Sonunda aklına korkunç bir plan gelir. Kays’ı kılıcıyla gizlice keser ve etini Leyla’ya yedirir. Böylece Kays Leyla’da ilelebed yaşayacaktır! Hikaye konu seçimi, fantastik ve gotik unsurların ayarında kullanılması yönüyle kusursuz. Ancak bazı dil yanlışlarına takılmadan edemedim. Örneğin “şehri İstanpol” tamlaması veya “Haftalar esti. Çöl bitmeliydi çoktan.” ( Belki şiirsel bir metin olsa ‘haftalar esti’ tabiri kullanılabilir ama metin gördüğümüz kadarıyla düz bir metin.) Ayrıca “Basübadelmevt ile dirilmişlerdi” ve “arttansolungaçlı” ifadeleri de yine yanlış bulduğum diğer ifadeler.

Kitaptaki diğer öyküler de bu minvalde. O yüzden bütün öyküleri teker teker tanıtmaya gerek yok zannedersem. Öyküler hakkında genel bir değerlendirme yapacak olursak şunları söyleyebiliriz: Yazar fantastiği sırf fantastik olarak değil, mizah ve parodinin bir paçası olarak kullanıyor. Özellikle postmodern anlatılarda sıkça görülen parodi sayesinde cadı masalları, Leyla ile Mecnun gibiöyküler çok katmanlı bir yapı haline geliyor. Yine yer yer ironiye kayan mizah, kitaptaki öyküleri besleyen bir diğer damar. Kitabın ikinci öyküsü olan ve popstar olmak için ruhunu yitik hayaller tacirine satan huzurevi çalışanı, Aladdin’in öyküsü Satıyorum…Satıyorum… Sattım… ve hayaletli BBG evinin anlatıldığı Biri Bizi Ghostluyor öyküsünde ironiye kayan bir mizahın olduğunu görüyoruz.

Kitaptaki öykülerin zevkle okunmasını sağlayan bir diğer unsur da yer yer argo içeren bir sokak dilinin kullanılması. Ayrıca halk hikayelerine ait klişe ifadeler “sağ memesini sağ omzundan, sol memesini sol omzundan atmış acuze…” veya “bir dudağı yerde, bir dudağı gökte acuze dev anaları…” ya da loğusa kadınlara musallat olan alkarıları gibi söylenceleri, yazarın yerli fantastik ögeler olarak kullanması, üzerinde ayrıca durulması gereken noktalar. Kısaca Murat Başekim, öykülerini fazla irdelenmeyen bir alan üzerinden, fantastik üzerinden yazıyor. Bununla da kalmıyor fantastiğe yerli bir tını vermeye çalışıyor. Ve okuru gülümsetiyor. Hayal Et Hikayeleri öyküden farklı atlar almak isteyenlerin okuması gereken bir kitap bence.
Post Öykü 1