Niye Varlar Taifesi – Aykut Ertuğrul

Edebiyat sanat ortamımız, ilk bakışta kolay anlaşılabilir gibi geliyor. Şairler var; öykü yazarları, roman yazarları, eleştirmenler, akademisyenler var (ki bir türde eser vermeyip bütün enerjisini türler hakkında düşünmeye ayıran bu nadide insanlar en çok saygıyı hak edeni ve az bulunanı); dergiciler, editörler, kültür sanat muhabirleri var (bunlara da mutfak diyelim); bir de okurlar var.

Şairleri, çıkardıkları ses, ego ve yaptıkları işin ehemmiyetinden(!) dolayı iki birim bile saysak, aşağıdan yukarıya da yukarıdan aşağıya da beş ediyor. Topu topu beş kategorili bir yapıyı çözmek atla deve değil a! Nedir yani, kolay görünüyor.

Ama bir grup daha var ki, iyi kötü neredeyse on yıldır işin içinde olan biri olarak ben bile daha yeni ad koyabiliyorum: Niye Varlar Taifesi!

Bu taifenin ne eseri, ne emeği ne de entelektüel birikimi gözle görülebilir. Saklı ya da küçük olduğu için değil, olmadığından. Ezber cümleler, tanışıklıklar, tanışıklıkları birbirine ulama yeteneği, bol riyakarlık, koltukaltlarında zeka yoksunu proje dosyaları, birlik, dernek, kurum üyelikleri… Varlıkları esasen bir yanılsamadan ibaret olan ses ve cüsselerinden ileri gelir. Ki yeri geldiğinde beş şair, on eleştirmen cüssesiyle ortalığa saçılabilirler. Ve elbette tükenmeyen kurumsal kişilikleriyle. Temsil kabiliyetleri yegane varlıkları olan “Niye Varlar Taifesi”, kaptıkları alanda adeta kapı bekçisi gibi sabitkadem durduklarından, çaylak okur ve yazarlar haliyle ilk onlarla karşılaşır. Samimi ve çaylak okuryazarımız, nasibi varsa ve kendini bu zevata kaptırmazsa zamanla bu göstermelik bekçinin önünde durduğu kapı kadar değeri olmadığını anlayıp, hayretle şöyle sorar etrafındakilere: “Abi neden böyle yapıyorlar?” (Kaptırırsa kendisi de bu taifeye katılıp bu maddenin konusu olacaktır zaten.)

Oysa soru hep şudur, şu olmalıdır: “Niye varlar?”