Kurgu Determinizmi Bağlamında Osman Cihangir Öyküleri – Ali Güney

K

Osman Cihangir, “Hasar Sözlüğü” öyküsüyle gönüllerimize girmiş bir isim. Edebiyat dünyası demedim, bilerek. Öykünün imkânları bağlamında tekniği ve konusu ile içimize sinmiş bu öykü nice antolojide yer alacaktır. Başarılı bir ilk kitabın ardından yazarın ikinci kitabı Hemen Hemen Hiç, Post Öykü’de misafirimiz oluyor. 

İz Yayıncılık’ın “Muhayyel” serisinden çıktı Hemen Hemen Hiç. Üzücü ki Muhayyel” serisi ile ilgili şöyle etraflı bir yazı görmedim. Devam eden süreçle ilgili konuşmanın, yazmanın yanlışlık olduğunu söylememi beklemeyin. Bilakis bu serinin ontolojisini ve yapmaya çalıştığını idrak etmeye çalışmak gerek. Böyle bir anlatı serisi neyi amaçlar? 50 kuşağı öykücülerinin “inşa ettiklerini”, “Muhayyel” üzerinden okumak mümkün mü? Niçin bir yayınevi özellikle genç isimlere böylesi bir destek verir? Edebiyat anlayışının olmadığına, bu iklimde yetişmeyeceğine inandığımız bir zamanda bu seriyi nereye koyacağız? 

Edebiyatımıza yeni bir metin inşasını kazandıran bu seride öne çıkan en değerli isimlerden biri de kuşkusuz Osman Cihangir.

Osman Cihangir’in anlatısı için başlıkta kurgu determinizmi ifadesini kullandım. Anlatısını; kurgusunu kendine has bir üslup ile icat ederek ilerletiyor Cihangir. Konusu ile yeni bir damar yakalamak peşinde değil, bilakis tekniği çok önemseyen bir yapı ile hareket ediyor.

Determinizm (belirlenimcilik), TDK Güncel Türkçe Sözlük’te, “Her olayın başka olayların gerekli ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ileri süren öğreti, gerekircilik” olarak tanımlanmış.

Kurgu determinizmi anlamında Cihangir’in evreninde, öyküler belirgin bir akış ile ilerler. Nasıl ki Newton’un fizik evreni belirli kurallara göre işler, bu öykülerde de metni bulanık bırakmayan bir dil söz konusudur. Okurun bu durum karşısında tutumu önemli. Bence okur bu akışı kabul eder ve ilerler. Kuyudan çıkan suyun kanalla toprağa ulaştırılması gibi, öyküler de çıktığı kaynaktan çizilmiş bir yoldadır. Okurun bu öykülere vereceği dönütü, iyi veya kötü olarak söylemesini aşan bir kurgunun altını çizmek istiyorum. Bu öykülere beğendim ya da beğenmedim denilebilir. Kurgu tekniğinin kazandırdığı bir itibar olarak ele alıyorum bunu. Şöyle ki, anlatılan hikâyenin teknik bir akışı söz konusudur. Cihangir, puzzle’ın eksik parçasını avucuna saklayıp bizimle halının üzerinde oynayan bir baba gibidir. Bizi ıskalamaz. Parçayı çocuklarına aratıp sonra da gülümseyerek avucundaki parçayı veren bir anlatıcıya benzetebiliriz onu.

Cihangir’in kesin inançlı bir anlatımı vardır. Anlatı içinde yer yer muhalif bir tutum hissettim. Burada siyasi bir maksat gütmüyorum. İnsan hallerine bir karşı duruş. 

Ayrıca anlatı evreninde de kendine has olmanın arayışı içerisinde olan bir yazar tutumu söz konusu. Kitapta, tema zenginliğinin peşinde, Hızır-İlyas kıssasına yaslanarak yeni bir hikâye de anlatılıyor. Çağımızın çok tartışılan konularından göç de. Sosyal medyayı konu ettiği “Sosyal Ölüler” de kötücül bir bakışla konuyu ele almış. Zamanın soluğunu hisseden bir yazar Osman Cihangir. “Abdullah Hangi Abdullah?” öyküsünde denizde emzik bulma anında yaşattığı his, kitabın en vurucu sahnesiydi, diyebilirim. 

İlk kitabıyla öykücülüğümüzde değerli bir yer edinen Osman Cihangir’in ikinci kitabıyla da yerini koruduğunu belirtelim. Einstein’ın meşhur sözünü anımsayarak şöyle bitireyim. Osman Cihangir öykülerinde zar kullanmaz.

Post Öykü 22