Baran Güzel ile Parçalar Üzerine Söyleşi

B

Baran selamlar, öncelikle Parçalar kitabı hayırlı olsun. Çok hoş bir derleme olmuş. Kısaca çıkış hikâyesinden biraz bahseder misin? Neydi Parçalar fikrini zihne düşüren?
Merhaba Arda, teşekkür ederim. Lise yıllarımda tanıştım Çığlık kitabıyla. “Parçalar” bölümündeki öykü taslaklarını kendim yazmaya çalıştım. Çok başarılı olamadığımı düşünüyorum. Yıllar sonra, Dedalus’ta çalışmaya başlayınca fikrimi yayın yönetmenimiz Sedat Demir’e açtım. Onun teşviki ve yönlendirmeleriyle yazarlarla görüşmeye başladım. Neden yaptığıma gelirsem; sadece merak. Öykünün sınırlarının nereye kadar uzanabildiğini merak ediyorum.

Sedat abi bu tür projelere her zaman sıcak bakar, sağ olsun. Ben de zamanında Üç Jeton’un derlemesini seninle benzer şekilde Dedalus’tan çıkarmıştım. Dedalus candır, deyip devam edelim. Peki, neden Ferit Edgü öyküsü. Sadece öyküleri tamamlayalım da deneysel bir çalışma olsun diye değildir, sanıyorum.
Kesinlikle katılıyorum, Dedalus da Sedat Demir de candır. Öncelikle benim 50 Kuşağı öykücülerine karşı ayrı bir illgim var. İstisnasız herkesin kabul edebileceği gibi, edebiyatımızda -özellikle öyküde- büyük bir sıçrama yaptılar. Ve aralarındaki ortaklık yenilik iddiasıydı. Günümüz öykücülüğünde böyle bir sıçrama ve bir ortaklık olmadığını düşünüyorum. Ya da nicelik arttığı için ortaklık bulmamız zor oluyor. Parçalar kitabındaki yazarlara baktığımızda her birinin bir yenilik iddiası taşıdığını görebiliyoruz. Yazarları tanıdığım için kolay söyleyebiliyorum bunu. Yenilik iddiası taşıyan günümüz öykücüleri ile edebiyatımıza büyük yenilikler getiren Edgü’nün buluşması bir başka yenilik diye düşünüyorum. Çok fazla kelime tekrarı yaptım, susayım.

Estağfurullah. Ama günümüz öykücülüğü hakkında biraz karamsarlaştım. 2010 kuşağı öyküsü -söylemesi bile zor- sence o sıçrayışı yapamadı mı? Daha doğrusu, neden yapamadığını düşünüyorsun? Hani öykü yükselişte diyorlardı?
Böyle bir kuşak mı varmış? Ben bu isimlendirmeyi ilk defa duyuyorum. Ben son on yılda sadece nicelik olarak bir sıçrama gördüm. Neredeyse her gün birinin ilk öykü kitabı yayımlanıyor. Çoğunlukla aynı cümlelerle tanıtılıyor bunlar. Ve çoğunlukla aynı içeriğe sahipler. Ne yazık ki Sait Faik, Füruzan, Tomris Uyar özentisi oluyor hepsi. Bir de yeni türeyen arabesk içerikli, aforizma kasan öykü kitapları var, onlara değinmek bile istemiyorum. Fakat iyi öykücüler yok değil. Yeni kitabını dört gözle beklediğim öykücüler var. Onları da şu an için hiçbir eleştirmen, hiçbir edebiyat kuramcısı bir kuşağın içinde değerlendirmedi. “2010 Kuşağı” diye ortaya bir kavram atmak yetmiyor ne yazık ki. Biri çıkıp kuşağın temsilcilerini, ortak özelliklerini belirlese belki dediğin olur.

Zaten kuşağı şimdi ben dile getirdim. Maksadım, 2010 sonrası çıkan öykü kitaplarını ve o kitapların yazarlarını işaret etmek, ötesiyse edebiyat tarihçilerinin işi. Aslında bu yazarların ve yazdıkları öykünün ortak malzemeleri ve diğer kuşaklara nazaran öyküye farklı bir yaklaşımları olduğu da kanaatindeyim hatta Parçalar’daki deneyselliğin bu zihnin bir ürünü olduğunu düşünüyorum. O halde sorayım; biraz önce sen, kimi öykülerin Tomris Uyar, Sait Faik ve Füruzan öyküsünün özentisinden ileriye geçemediğini söyledin. Bu minvalde Parçalar’dan umduğun verimi aldın mı, yoksa Ferit Edgü’nün sihrine kapılıp Ferit Edgü öyküsünden çıkamayan öyküler/öykücüler de oldu mu?
2010 sonrası yazılan bütün öykü kitaplarını okuma fırsatım, zamanım olmadı ama elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Şunu söyleyebilirim, 50 kuşağı öykücülerinin ilk kitapları olay yarattı. Onat Kutlar’ın Ishak’ı, Edgü’nün Kaçkınlar’ı, Erdal Öz’ün Yorgunlar’ı bir anda herkesin dikkatini çekti. Daha önce yazılanlara benzemiyordu bu öyküler. Onlardan sonra gelen birçok öykücü bir yenilik arayışı içine girdi belki, 2010’dan sonra yazan yazarlar da dâhil buna, fakat bence 50 Kuşağı’nın gölgesinde kalmaya devam ettiler. Hiçbir öykü kitabı olay yaratmadı. Şiirde ikinci yeniyi aşmaya çalışanların yine ikinci yeniye benzemesi gibi. Benim bu söylediğim sadece genellemeden ibaret. 50’li yıllardaki edebiyat ortamından, eleştirmenlerden yoksun olmamızdır, belki buna sebep. Parçalar’daki yazarların hepsini çok seviyorum, onların ortak noktası bence gerçekliği değiştirme, bozma merakları. Yeni bir kuşaktan bahsedeceksek bu yaklaşım bir ortaklık meydana getirebilir. Bu yazarların arasına İsahag Uygar Eskiciyan’ı da koymak isterim bu arada. Şimdi çokbilmiş tavrıma artık son verip kitaba döneyim. Bütün öykülerden memnun kaldım. Hepsinden nasıl öyküler geleceğini az çok tahmin ediyordum.

Ben soracaktım sen söyledin, İsahag Uygar Eskiciyan, dedin. Başka “keşke Parçalar’da şu isim de olsaydı, eminim hakkını verirdi” dediğin var mı?
Keşkem var diyemem. Yazarlardan ve öykülerden gayet memnunum.

Peki, kitap okurdan dönüş aldı mı? Şundan dolayı soruyorum, bu tür derleme kitaplar bir bakıma büyük bir prestij olsa da nedense okur tarafından hep ıska geçiliyor? Parçalar çıktığında bir beklentin var mıydı, okur beklentini karşıladı mı?
Kitapla ilgili hem edebiyat camiasından hem de okurlardan epey olumlu eleştiriler aldık yayınevi olarak. Fikri herkes çok orijinal buldu. “Daha önce neden kimsenin aklına gelmemiş?” diye şaşıranlar oldu. Ben bu kadar ilgiyle karşılanacağını tahmin etmiyordum açıkçası.

Fikir, zaten kitabı maça 1-0 önde başlatıyor. Aksini söyleyen olmaz sanırım. Atölye çalışmalarının verimine şahsen defalarca şahit olmuşluğum var. Bunun dışında Parçalar neden önemli? Kitabın editörü olarak sence Parçalar öykümüze ne kattı?
Ben Parçalar’ı, günümüz yazarlarının 50 Kuşağı’nın simge isimlerinden biriyle buluşması, olarak görüyorum. Ferit Edgü’nün bıraktığı bir miras var, bu mirasın en iyi şekilde hakkını vermeye çalıştık. Başarılı olduğumuzu, Parçalar’ın geleceğe kalacağını; başka yaratıcı çalışmalara ilham vereceğini düşünüyorum.

Eyvallah. Aklında “ilerde şunu da yapsak, ne güzel olur” dediğin başka proje/editörlük var mı?
Tabii ki, bir iki projem var, Sedat Demir’in de çok büyük bir projesi var. Bunları şimdilik açıklamayayım. Özellikle Sedat Demir’in projesi beni çok heyecanlandırıyor. Bir de çok sağlam yazarlar geliyor Dedalus’a. Bu yazarların dosyaları da ben proje olarak görüyorum. Sedat Demir de çok önemsiyor. Şimdilik yapmamız gereken bu yazarları öne çıkarmak, onları olabildiğince parlatmak.

Bir kez daha eyvallah o zaman Baran. Dedalus’u seviyoruz. Minotor’u salın da bakalım nasıl işler çıkıyor. Teşekkür ederim söyleşi için.
Ben teşekkür ederim Arda.

Arda Arel
Post Öykü 18
s. 139-142