Pratikler Değişirken Anlatıyı Yeniden Düşünmek – Ahmet Melih Karauğuz

Tanrı Âdem’e eşyanın bilgisini öğretti, torunlarınaysa algoritmanın. Önce söz vardı ama artık birler, sıfırlar ve içinden çıkılması zor kod sarmalları. Neolitikte duvara resimler kazımak yerini bugün dijital duvarlara, yani instagram anlıklarına bir şeyler kazımaya bıraktı. Dünya insanın sürgün yeri oluşundan bu güne çok değişti. Bu değişim şüphesiz hikâyeyi de değiştirdi, dönüştürdü. İçinde yaşamaya başladığımız dijital dünya bizi, pek çok şeyi olduğu gibi hikâyeyi de yeniden düşünme zorunluluğuyla karşı karşıya bırakıyor.

Çatalhöyük’te bir evin duvarına bir av sahnesini nakşeden insan, insanlık nehrinin kurumayacak ilk kaynağını oluşturuyordu farkında olmadan. Bu kaynak anlatı kaynağından başkası değildi. Kendi diliyle anlattığı sahne, bugün, yeni zamanların diliyle kodlarla anlatılıyor. O zaman kırmızı mürekkeple taşa dökülen çizgiler bugün dijitalin kendine has pikselleriyle ekrana dökülüyor. Anlatı aynı kalıyor ama her çağda içine girdiği kabın şeklini alıyor, o kaptan farklı şekillerde akmaya devam ediyor.

Dijital Zamanlarda Sanat
Ünlü iletişim bilimci Marshall McLuhan “Suyu kimin keşfettiğini bilmiyorum ama keşfedenin bir balık olmadığına eminim…” diyor bir konuşmasında. Bugün bizler de internet için bunu diyebiliriz. Pek çoğumuz internet dünyasının tam içine doğduk. İnternetin kim tarafından ya da ne için icat edildiği bilgisiyle ilgilenmiyoruz. Tam aksine internetin içinde olmanın olağan bir şey olduğu gerçeğini kabul ediyoruz. En başından beri var olan, sonradan keşfedilmemiş bir dünya gibi internet dünyasının içindeyiz ve bu dünyanın her şeyine aşinayız. Pek çoğumuz.

İnternet, hayatımıza bundan yaklaşık otuz yıl önce girdi. Nasıl girdiği ve tarihiyle ilgili onlarca kehanet, onlarca tarihlendirme var. Kimilerine göre internetin temelleri İkinci Dünya Savaşı’nda atıldı, kimilerine göreyse hasta annesine bakmak ve aynı zamanda çalışmak durumunda kalan bir gencin geliştirdiği iletişim aracı olarak temelleri atılan bir şeydi internet. Ama bizim kabulümüz, CERN deneyleri sırasında dünyanın farklı yerlerinde bulunan mühendislerin iletişimini sağlamak için kurulan bir ağ olduğu konusundaki görüş. Ama internetle ilgili anlatılan her hikâye önemli, illa bir tanesini kabul etmek zorunda da değiliz. Kabul etmemiz gereken tek şey, bugün, internet ağlarının dinden ekonomiye, sosyal hayattan siyasal olana, aileden bireye her tarafı etkisi altına aldığı ve bunun sürecek olan bir şey olduğu gerçeği. McLuhan’ın dediği gibi, “Suyu kimin icat ettiğini bilmemize gerek, yok önemli olan suyun varlığını bilmemiz.”

Bugün dünyada iki bin sonrası doğan her bebek, aynı zamanda, internet dünyasına da doğdu. Bu nesil için Z Nesli, Omega Nesli, M Nesli gibi onlarca adlandırma ve yorum yapılsa da, neslin en belirgin özelliği, internetin ve ona bağlı gelişen teknolojilerin, hayatlarındaki yerinin konuşma gibi, yemek yeme, nefes alma gibi temel ihtiyaçlarından ve özelliklerinden biri olduğu gerçeği. Bu gerçeklik bugünü belirlemekle kalmıyor, yarını da şimdiden kuruyor. İnternet çağının yerlileri diyebileceğimiz genç nesil okuma, yazma, izleme, yeme, boş vakit değerlendirme pratikleriyle anne babalarına benzemiyor. Anne babaları için önemli olan şeyler bu nesil için önemli değil. Amerika’da 11 Eylül saldırıları bu çocukların hayatında bir anlam ifade etmiyor, yine Türkiye’deki gençler için de 28 Şubat, 2001 krizi, 2002 seçimleri ve daha pek çok siyasi olayın bir anlamı yok. Sanal dünyanın yerlileri için, hangi kültüre ya da dine mensup olurlarsa olsunlar, temel istek ve arzu bu dünyanın imkânlarını sonuna kadar kullanmak. Alışılmış tam zamanlı çalışma kavramının dışında bir çalışma hayatı, süregelen bir izleme pratiği haricinde kendi istediği zaman istediği içeriği izleyebilme özgürlüğü, okuduğu içeriklere hızlı ve kolay bir şekilde ulaşabilme şansı ve daha pek çoğu bu yeni dünyanın yerlileri için önemli. Bunun yanında kendi kültür dünyalarını bugünden kuran bu yerliler, kendinden önce doğanların yani anne ve babalarının hayatlarını bir şekilde dönüştürüyorlar. Dijital dünyaların yerlileri için birbirlerine bir şeyler anlatmak amacıyla kullandıkları Whatsapp kendinden önce doğanlar için de bir anlatım, iletişim aracı. Birbirlerine iyi dileklerde bulunmak, bir takım dosyalar göndermek, mesajlaşmak ve hatta mektuplaşmak için kullandıkları mailler ailelerinin mektuplarının sonunu getiriyor. Dijital yerli nesilden çıkacak yazarların mektupları kitap olmayacak ama belki maillerinin kitaplaştığını görebiliriz yakın zamanda.

Bugünün dünyasına verisel anlamda baktığımızda, internet dünyasındaki bilgi üretiminin büyüklüğü karşısında şaşırmamamız elde değil. Bugün sadece internetteki günlük veri üretimi tüm insanlık tarihinde üretilen veriden, bilgiden daha fazla. 2008 yılında internet üzerinden gerçekleştirilen veri aktarımının boyutunun on zetebayt olduğu söyleniyor. Yani daha anlaşılır şekilde söylersek bu sayı 1.099.511.627.776 (1 trilyon 99 milyar beş yüz on milyon altı yüz yirmi yedi bin yedi yüz yetmiş altı gigabayta eşit.) Mekânsal anlamda örneklendirmek gerekirse Brett King’in somutlaştırmasıyla, Amerika Kongre Kütüphanesi’ndeki tüm verilerin 8.500 katı kadar bir veri üretimi demek. Ki biz bugün bu verinin daha da üzerinde yaklaşık 100 zetebaytlık veri üretiyoruz. 2015 yılında Çin’de satılan akıllı telefon sayısı Amerikan’ın nüfusundan daha fazlaydı. Dünyadaki ondan fazla ülkede kullanılan akıllı telefon oranı %100’ün üzerinde. Bu da demek oluyor ki bir kişinin birden fazla akıllı telefonu var. Bunun yanı sıra Hindistan, Pakistan gibi okuma yazma oranı düşük ve aynı zamanda gelir adaletsiz dağıldığı için fakir olan ülkelerde de akıllı telefon kullanımı yaygın. Hatta öyle ki Hindistan’da okuma yazma bilmeyen ama akıllı telefonu uygulamalar üzerinden çok iyi kullanan kişilerin sayısının milyonları bulduğu tahmin ediliyor. 2030’a geldiğimizde dünyada kullanılan akıllı telefon sayısının dünya nüfusunu geçmesi bekleniyor. Bu sadece akıllı telefon piyasasını ilgilendiren bir şey değil. Bu aynı zamanda internet dünyasını, sanal uygulamaları ve daha pek çok ilgili alanı değiştirecek dönüştürecek bir durum. Tam olarak burada yeni dünyanın yeni kavram ve alışkanlıklarına da değinmekte fayda var.

Bu kavramlardan ilki büyük veri kavramı. Özellikle bu kadar çok verinin üretildiği bugün, bu verilerin işlenmesi, bu verilerden bilgi üretilmesi ve verilerin kullanılması meselesi ön plana çıkıyor. Büyük veri ortaya koyduğumuz verilerin toplanıp analiz edilebilmesine verilen genel ad. Büyük verinin içindeki verileri oluşturanlarsa bizlerin sosyal medya paylaşımlarının yanı sıra çektiğimiz fotoğraflar, yaptığımız internet alışverişleri, kullandığımız akıllı aletlerdeki sensörlerin topladığı veriler ve çevremizde bulunan dijital aletlerin sensörlerinin topladıkları her şey. Bütün bu verilerin yorumlanıp kullanılmasına büyük veri adını veriyoruz. Ve bugün büyük veri sağlıktan ticarete, edebiyattan deprem tahminlerine kadar her alanda kullanılıyor. Tarihte ilk olarak insanoğlu, ürettiği tüm veriyi yorumlama becerisi kazanmış durumda. Artırılmış gerçeklik, yapay zekâ, robot teknolojisi, üç boyutlu baskı teknolojisi ve daha pek çoğu dijital dünyanın yeni kavram ve yeni araçları. Her biri sosyal hayatı dönüştürmesine kesin gözüyle bakılan, hatta bundan korkulan, yeni dünyanın yeni yaşayanları. Ama sadece sosyal hayatı değil sanatı ve edebiyatı da kökünden dönüştürecek, hayatı başka bir boyutta anlamamıza sebep olacak değişimlerin de ana lokomotifi.

Dijital dünyada yaşarken ürettiğimiz sayısal verilerin dışında ve bu verilerin kullanım alanlarının haricinde yeni dünya sanat üretiminde de niceliksel ve niteliksel anlamda birçok değişime sebep oluyor. Özellikle dijital dünyanın yerlileri bu değişimin ana dinamiğini oluşturuyorlar. Geleneksel anlamda medyanın zaten hali hazırda güç kaybettiği ve yeni medyanın egemenliği altında dönüştüğü gibi bir gerçek var. Geleneksel medyanın ana unsuru televizyon ve gazete yayıncılığı yeni medya karşısında güç kaybetmiş ve ayakta kalmak için yeni medyanın pratiklerini kendine uyarlamakta bulmuştur çareyi. Özellikle bugünün izleyicisinin istediği içeriği kendi seçme ve istediği zamanda izleme isteği, gazetenin bilgi vermede yeni medyaya göre geç kalması ve verdiği bilginin eskimesi de çoğu gazetenin basılı halden elektronik hale geçmesine sebep olmuştur. İzleme pratikleri bağlamında bugün yeni bir fenomen olan YouTube kanalları ve Netflix benzeri üretim ağlarının yaygınlaşmasının temel sebeplerinden biri de dijital yerlilerin izleme pratiklerindeki değişimdir. Bu yeni video ağlarının sanatsal üretim

anlamında sunduğu bir fayda olarak bağımsız ve amatör yapımların da izleyiciyle buluşma şansına erişmeleri ve düşük bütçeli işlerin piyasada ezilmeden ayakta kalmayı başarması söylenebilir. Türkiye özelinde Çin Çin Bağları ve Sıfır Bir YouTube dizileri buna bir örnek olarak verilebilir. Her iki iş de YouTube’da başlamış olup daha sonra farklı mecralarda kendilerine yer bulmuştur ve her iki yapım da izleyicinin izleme alışkanlıklarında önemli değişimler meydana getirmiştir ya da zaten değişen izleme pratiklerinden etkilenmiştir.

Aynı durumu müzik piyasasında da görebilmekteyiz. Amerika merkezli sosyal müzik ağı Spotify, geleneksel müzik piyasasını kökünden değiştirmiş, albüm satışlarından başlayarak dağıtımdan müziklerin dinlenmesine kadar piyasanın ana omurgasını çökertmiş ve kendisi yeni bir omurga yaratmıştır. Özellikle dijital çağda bilginin satın alınmadığı, kullanım hakkına erişimi mümkün kıldığı yapısını kullanan Spotify, belli bir ücret karşılığında müzik arşivindeki tüm şarkıların dinlenmesine olanak sağlamaktadır. İstediği zaman istediği yerde kişi dilediği müziği seçmekte ve dinlemektedir. Bunu herhangi bir ücret ödemeden belli reklamları görmeyi kabul ederek gerçekleştirmesi de mümkündür. Spotify sayesinde pek çok amatör grup da dinlenme imkânına erişmiş, albüm satmadan da konser ve çeşitli programlar düzenleyerek alternatif bir kazanç programına ulaşmıştır. Bu ağla birlikte müzisyenler büyük maddi külfetlere katlanmadan dünyanın her yerinden dinlenme fırsatı kazanmış, daha özgür ve nitelikli müzik yapması konusunda önünde duran engel ve kaygılardan bir nebze de olsa kurtulmuştur.

Dijital çağ sadece izleme ve dinleme pratiklerini değil yazma ve okuma eylemini de kökünden değiştirdi. Özellikle yeni nesil dijital yazarların fenomen olduğu bir gerçekle karşı karşıyayız. Bloglarla başlayan dijital dünya yazarlığı sosyal medya ağlarının gelişmesiyle şekil değiştirip bugün yeni bir duruma evrilmiş vaziyette. Özellikle yeni bir fenomen olarak Wattpad, okuma ve yazma konusunda büyük değişimlerin temel hareket noktasını oluşturuyor. Kanada merkezli şirket, kullanıcılarına diledikleri kadar yazma ve okuma özgürlüğü sunuyor Bunun karşılığında herhangi bir ücret talep etmiyor. Her yerden ve her zaman bir şeyler okumanın ve yeni metinler eklemenin mümkün olduğu sosyal ağ Wattpad gelecek zamanların okuma yazma pratikleri konusunda bize ipuçları sunuyor.

Aydınlanma döneminin en temel özelliklerinden bir tanesi, dönemin okunan ve aydınlanmaya zemin hazırlayan metinlerinin, yoğun felsefi metinler değil de popüler, bugün hiç birimizin adını bile bilmediği romanlar olmasıydı. O dönemin popüler romanları hemen her evde, evde olmasa da kütüphane hizmeti sunan kafelerde herkes tarafından büyük bir zevkle okunuyor, yazarlarına, o tarihe kadar ilk kez olan, kendi yazdıklarıyla geçinme imkanı sunuyordu. Dijital dönemin Wattpad romanları da tıpkı aydınlanma dönemi romanları gibi pek çok kişi tarafından kolayca ulaşılan ve her yerden okunan bir durum arz ediyor. Yarının temellerini de bugünden atıyor. Sosyal ağ yarattığı fenomenlerle sadece hikâye yazarı üretmiyor aynı zamanda dijital zamanların pop ikonlarını da yaratıyor. Yine farkında olmadan, dijital dünyanın ögelerini, simgelerini anlatının içine taşıyor. Biçimsel olarak romanda ve öyküde birtakım yeniliklerin temellerini atıyor bu mecrada yazan dijital yerliler.

Dijital dünyanın bir diğer yeni anlatım imkânı sunan aracıysa dijital oyunlar. Atari salonlarından evlerin salonlarına kadar uzanan hikâyesinde dijital oyunlar sadece grafik ve oyun motorları anlamında değil aynı zamanda hikâye ve sinematografi anlamında da büyük değişimler geçirdi. Bilgisayar teknolojisindeki ilerlemeyle güçlenen donanımlar daha kaliteli oyunların önünü açtı şüphesiz ancak asıl büyük etkiyi eğlence sektörünün her geçen gün artan oyuncuları, dijital dünyanın yerlileri yaptı. Bu yerliler yeni nesil oyunların üretilmesinde ve anlatının, hikâyenin dijital oyunlarda fazlaca yer almasının itici gücünü oluşturdu.

Video oyunlar özellikle Sony firmasının ürettiği PlayStation 3 oyun konsoluyla çağ atladı. 2010’da piyasaya sürülen Heavy Rain oyunu sadece dijital oyun piyasası tarafından değil, sinema ve edebiyat otoriteleri tarafından da hayranlıkla karşılandı. Heavy Rain tarihte ilk kez, alışılagelen oyunların dışında, oyuncuya artırılmış şiddet ya da bulmaca sunmuyordu. Tam tersine hikâye bazlı, oyuncunun hikâyenin gidişine müdahil olduğu, yaptığı tercihlerle oyunun gelişme ve sonucunu etkileyebildiği bir yapı sunuyordu. Sunduğu bu yapı daha sonraki yıllarda interaktif film olarak adlandırılacak ve sanat otoritelerinin video oyunlarının bir sanat eseri olup olmadığı konusunu tartışmalarına sebep olacaktı. Özellikle Heavy Rain’de sunulan hikâye, pek çok polisiye klasikle eş değer kalitede bir anlatıya sahipken, oyundaki animasyon kalitesi ve filme özel yapılan müzikler de sinemanın tahtının video oyunları tarafından sarsılmasına sebebiyet verecekti.

Heavy Rain’le açılan yolu sonraki yıllarda pek çok oyun izledi. Unchearted serisi, The Last Of Us, Beyog Two Souls, Watch Dogs ve daha niceleri. Sadece oyun konsolları için geliştirilen bu oyunlar oyuncuya ve izleyiciye, başarılı bir hikâye ve üst düzey görüntü kalitesi sunacaktı. Dijital oyunlar piyasasında her şeyi değiştirecek olan oyunsa RockStar Games tarafından 2013 yılında piyasaya sürülen bin sayfalık senaryosuyla dikkat çeken GTA V isimli oyundu. GTA V oyun tarihinin en çok hâsılat kazanan oyunu olmasının yanı sıra sunduğu hikâye ve karakterlerle de ön plana çıktı. Sinema, müzik ve edebiyat türlerini en üst düzey ve kalitede kullanıp harmanlayan oyun, çıkışının üzerinden beş yıl geçmesine rağmen hâlâ en çok oynanan oyunlardan biri olarak ön plana çıkıyor.

Dijital oyunlardaki bu hikâye ve sinemanın kullanımı sektörü o kadar etkiledi ve dönüştürdü ki atari salonlarından beri sürekli hayatımızda olan futbol oyunlarını bile değiştirdi. EA Games tarafından geliştirilen FIFA serisi, 2017 yılından itibaren oyun içinde Journey adında bir mod sunmaya başladı oyunculara. Bu modda futbol oyunları tarihinde ilk olarak, bir futbol oyunu içinde bir hikâye oynamaya başladık. Alex Hunter isimli genç bir futbolcunun yıldız futbolcu olma hayalleri bizim yönlendirmelerimizle yol bulacak, şekil değiştirecekti. Bir gencin tüm arzu, ihtiras, heves ve hayal kırıklıklarını yaşayarak görecektik bu modda. Journey modu o kadar çok sevildi ki FIFA 2018’de hikâyeyi devam ettirdi ve her yeni seride ilerletecek gibi duruyor.

Dijital oyunlarda öne çıkan bir diğer yeni özellikse yaratılan karakterlerin gerçek hayattan oyuncular tarafından oynanması. Kevin Spacey, Megan Fox, John Malkovich, Shawn Asmore, Aidan Gillen bu isimlerden sadece bir kaçı. Cal Of Duty, The Last Of Us, Quantum Break, FIFA ve daha pek çok oyun Hollywood yıldızlarına dijital anlatılarında yer veriyor artık.

Video oyunlardaki bu değişim, çağın hikâye anlatımını farklı bir boyuta taşıyor. Sinemayı ve edebiyatı kapsayan bir anlatı evreni sunuyor. Oyuncuya ya da izleyene, hikâyeyi dönüştürme, ona müdahale etme imkânı sunması bu çağın yerlisinin temel isteği. Zira yeni medyanın en temel özelliği olayın akışında üçüncü kişilerin edilgen değil etken bir rol oynaması. Bu çağın yerlisine video oyunlar bu imkânı sağlıyor. Ona hem bir sanatsal anlatım ortamı sunuyor hem de bir sinema filmini yönlendirme şansı. Her oyunun kendine has müzikleri de bu yeni boyuta bir katman daha ekliyor. Dijital çağda hikâye video oyunları üzerinden akıyor.

Son
Sözün egemenliğinden gözün egemenliğine geçiyoruz. Anlatmak yerini izlemeye bırakıyor. İnsan fizyolojisi, beyin yapısı bu yeni yapıya uyum sağlıyor her gün. Bu da insanın üretimlerinin, ortaya koyduğu eserlerin değişmesine sebep oluyor. Dijital çağda artan bilgi üretimi, bilginin değil, bilginin yorumlanmasının değerli olmasına sebep oluyor. Burada da devreye insandan önce büyük veri kavramı ve bu veriyi yorumlama kapasitesine sahip yapay zekâ teknolojisi giriyor. Peki anlatının geleceğinde yapay zekanın ve büyük verinin bir etkisi olacak mı? Bu soruyu fütüristlere sorarsak evet. Hatta 2025 yılına gelindiğinde bir çok gazeteci işini kaybetmiş olacak çünkü gazeteciler yerine haber metinlerini yapay zekâ teknolojisine sahip robotlar yazacak. Yine Amerikan kültür dünyasının vazgeçilmezi The New York Times Bestseller romanlarının çoğu da yapay zekâlar tarafından yazılacak. Bugün hali hazırda zaten ikinciliği bulunan bir yapay zekâ romanı var. Japonya’da geliştirilen bir yapay zekânın mühendislerin yönlendirmesiyle yazdığı roman 1450 roman içerisinden seçilip ikinci oldu. Bunun dışında Amerika’da faaliyet gösteren Narrative Science firması da gazetelerin ve internet haber portallarının haberlerini yazan yapay zekâlar geliştiren bir büyük veri takip firması. Bugün bu örnekler sadece birer istisna. Ama yarın için her biri gerçeklik olacak. Adam Johnson’un “Drone” öyküsünde anlattığı gibi, büyük verinin yardımıyla karakterler yaratacak, görüntü düzleminde onlara ses verecek ve sanatsal üretimlerimizi farklı form ve boyutlarda oluşturacağız.

Aydınlanma dönemi büyük kırılmasına benzer bir kırılma yaşıyoruz. Din değişiyor, ekonomi değişiyor. Toplum yapısı değişiyor. Bugün Luther’ler, Rousseau’lar, Voltaire’ler yok belki. Ama dijital çağın yeni fikir adamları, popüler roman yazarları pek tabi bu isimlerin yerini ikame ediyorlar. Luther’in Papa’ya yazdığı ve matbaa sonrası dönemi çok iyi anlamamızı sağlayan mektubun önemini yadsımamız mümkün değil zira Luther bir hakikati faş ediyordu farkında olmadan. Papa’ya yazdığı mektupta söylediği, Protestan etiğine dair yazdığı metni yazarken amacının Almanya’daki üniversite aydınının tartışma dünyasına bu meseleyi sokmak olduğunu ve meselenin üniversitelerde tartışılmasını istediğini ama nasıl olup da metnin tüm dünya tarafından okunduğunu anlayamadığını söylemesi önemli. Zira Luther bu cümleleriyle matbaa sonrası ortaya çıkan çeviri işinin ve bilginin her yere özgürce dağıtımının somut bir sonucunu gösteriyor bizlere. Bilginin ücretsiz ve sınırsız dağıtımı kitleleri peşinden sürüklüyor, zaman kırılmalarına zemin hazırlıyor. The Guardian’da Wattpad üzerine bir yazı kaleme alan Margaret Atwood, Luther’in mektubuna benzer bir mektuptan bahsediyor. Bu sefer mektup, içinde yaşadığımız zamandan, bugünden gönderilen bir mektup. Mektubun alıcısı Wattpad platformunun kurucusu Allen Lau. Mektubu gönderense Afrika’da bir köyde öğretmenlik yapan bir köylü. Mektupta Wattpad sayesinde kütüphanesi bile olmayan bir köy okulunda öğrencileriyle beraber ücretsiz hikâye okuduklarını ve bundan dolayı ne kadar müteşekkir olduklarını söylüyor Wattpad okuru. Bu içinde yaşadığımız çağın kırılmasının en net örneği. Dünyada bireysel tuvaletten daha çok akıllı telefon var. Ulus ötesi büyük şirketler internetin ücretsiz hale gelmesi için projeler geliştiriyor ve internete ulaşma hakkı yavaş yavaş temel insani haklardan biri haline geliyor. Luther’in Almanya’da üniversiteli elitler için yazdığı Protestan Etik nasıl ki tüm dünyaya yayıldıysa, bugün de herhangi bir zamanda yazılan metinler herkese ulaşabiliyor. Bunu sağlayan bugün çevirmenler değil yeni medyanın yeni ağları.

Anlatının dili her geçen gün dijital dünyanın kodlarıyla sarmalanıyor. Dijital dünyanın yerlileri sürekli ekran üzerinden okuyor, yazıyor, izliyor. Bu yakın gelecekte dijital baskının iktidarının temellerini atan bir değişim. Bugün için hayatımızda yer kaplayan gazeteler ve hatta dergiler çok yakın zamanda hayatımızdan çıkacak gibi gözüküyor. Nasıl ki müzik piyasasına hâkim olan kullanım hakkı kavramı, dergi ve yayıncılık dünyasını da kaplayacak ve kullanım hakkına sahip olduğumuz materyalleri dijital ekranlar üzerinden dilediğimiz yerde okuyacak ve dilediğimiz yerde notlayacağız.

7 / 24 hayat tarzını bize getiren dijital dünya sürekli ve her yerde tüketime uygun eserleri doğuruyor ve doğuracak. 2023 sonrasında internetteki üretimin %85’inin video içerikler tarafından oluşturulacağı gerçeğinden hareketle ki buna gifleri, kısa çekimleri de katarsak bu oran daha da büyür, metinsel anlatı nasıl bir kırılma yaşayacak sorusu önem kazanıyor. Dijital oyunlar üzerinden kendini güncelleyen, kocakarı masallarının anlatımı, roman ve öyküde nasıl bir etki yapacak? İnstagram hikâyeleri ve SnapChat anlıklarının hikâye anlatımı üzerinde değiştirici ve dönüştürücü etkisi olduğunu görmemiz gerekiyor. Zira görsel öykünün bir formu olarak karşımıza çıkıyor İnstagram hikâyeleri. Yine aynı şekilde twitlerin içerisinde yer alan kısa hikâye formatındaki anlatılar da var olan öykü anlatımında belirleyici olacak ilerleyen yıllarda.

Zamanın ruhu anlatıyı görsele yaklaştırıyor. Dijital zamanlarda bir şeyler anlatmak meselesi girift ve engebeli bir yol haline geliyor. Yakın gelecekte anlatmak şekil değiştirecek ama varlığını koruyacak. Çünkü önce söz vardı ve söz hep olacak. Hikâye devam edecek. Hikâyeyi takip etmek için lütfen ekran parlaklığınızı ayarlayıp başınızı uygun bir konuma getiriniz.

Kaynakça
Doctorow, C. (2017). Özgür ve Bedava: İnternet Çağında Bilgi, İstanbul:Koç Üniversitesi Yayınları
Eagleman, D. (2016). Beyin & Senin Hikâyen, İstanbul: Domingo
Groys, B. (2017). Akışta: İnternet Çağında Sanat, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları
Janmohammed, Shelina Z. (2018). M Nesli: Yeni Müslüman Gençlik, İstanbul:Kaknüs
King, B. (2017). Augmented Artırılmış Gerçeklik, İstanbul: MediaCat
Marr, B. (2017). Büyük Veri İş Başında, İstanbul: MediaCat
Postman, N. (1995). Çocukluğun Yokoluşu, Ankara: İmge
Why Wattpad Works (2012, 6 Temmuz), Erişim Tarihi: 05.03.2018, https://www.theguardian.com/books/2012/jul/06/margaret-atwood-wattpad-online-writing

Post Öykü 22
s.34-43