Sözcükler Dergisi yahut Edebiyat Değerlerinin Tek Boyutlu Savunusu – Asım Öz

İki ayda bir yayımlanan Sözcükler, 2000’li yılların ortalarından itibaren sayıları günden güne artan günümüz edebiyat dergileri hakkında kapsamlı bir tartışma yürütebilme imkânı sunmakta. 2006’nın Mayıs-Haziran ayılarından itibaren yayımlanan dergi en geniş manasıyla sol çevrelerindeki hâkim edebiyat telakkisi yanında çeşitli yazarlara ve meselelere dair perçinleyici ama bir ölçüde de eleştirel tartışmalar içeriyor. Edebi türlerin hemen hepsiyle ilgili örneklerin yer aldığı dergide, Türk ve dünya edebiyatından çeşitli figürlerin ele alınması dikkate değer. İlk sayısının kapağına göz ucuyla bakmak dergi kadrosunun çeşitliliğini yahut darlığını kavramak için yararlı olabilir: Gülten Akın, Cevat Çapan, Tahsin Yücel, Ferid Edgü, Adnan Binyazar, Mario-Vargas Llosa, Celal Üster, Cemil Kavukçu, Feride Çiçekoğlu, Semih Gümüş, Emin Özdemir, Faruk Duman, Şavkar Altınel, Nihat Ziyalan, Turgay Fişekçi. 

Edebiyat ve düşünce dergiciliğinde editörün görevi öncelikle edebiyata yeni ve iyi yazarlar kazandırmaktır. Her sayısında genç yazarlara da yer veren Sözcükler nedense edebi kamudaki algısı bakımından daha ziyade yaşlı yazarların metinlerini yayımlayan bir dergi olarak algılanmakta. Gençlerin isimlerinin henüz Emin Özdemir, Cevat Çapan, Refik Durbaş, Cemil Kavukçu, Roni Margulies, Ahmet Telli kadar yaygın olarak bilinmemesi onların görünür olmalarını önlüyor. Bu nedenle dergi, son sayısında genç yazarları daha yakından tanımaya imkân tanıyacak söyleşiler dizisi başlattı. Kim ne derse desin yaşlı yazarların birbirine yaslanmasıyla yükselen derginin koyaklarında genç yazarlar da var ve bu isimlerin sayıları son yıllarda giderek artıyor. 

Çoğu kimse farkında değildir ama Sözcükler’in çevresinde her kuşaktan iki yüzden fazla yazar var. Bu kişilerin arasında Turgut Çeviker gibi araştırmacılar, Piraye arşivini yöneten Yeşim Bengü, edebiyat tarihinin en azından bir kısmının görsel belleği İsa Çelik, Moskova ve Paris’te bulunan yazar ve çevirmenler gibi çok sayıda destekçisi var. Her sayısında nerdeyse aynı kapak tasarımıyla çıkan dergi sadece özel sayıların kapağında görsel kullanıyor. Bu görseller bazen yanıltıcı da olabiliyor. Mesela Oğuz Atay özel sayısı yazılarından ziyade albüm hüviyeti kazanan fotoğraflarıyla öne çıktı.

Sözcükler bir edebiyat dergisinin özgün ve nitelikli işlevi açısından önemli hayli metne ve konuşmaya sayfalarında yer verdi. Şiir ve hikâye yanında Tahsin Yücel, Doina Ruşti, Drago Jancar gibi yazarların romanlarından bölümler yayımlanırken Terry Eagleton’ın İngiliz Romanı adlı incelemesinden bazı bölümler kitabın çevirisi basılmadan dergide okuyucularla buluştu. Başka edebiyat dergilerinde olduğu gibi aynı adla bir yayınevi de var. 

Türk edebiyatının özellikle Orhan Pamuk’un Nobel alması sonrası, yurtdışında takip edilmesinin ardından daha çok yazarın İngilizce başta olmak üzere çeşitli dillere çevrilip yayımlanmasına kapı açtığı bir gerçek… Sözcükler, bu çerçevede çeviri edebiyat odaklı dosyasıyla da farklı bir yerde durdu. Kültür ve düşünce dünyasını zenginleştiren bazen de kısırlaştıran çeviri konusunda Türkçe’den, Farsça’dan İngilizce’ye yapılanları ele alması ise edebiyat dergilerindeki yaygın tutumun dışındaydı. Mevlana’nın Mesnevi’si ile Orhan Pamuk’un Kara Kitap romanındaki çeviri sorunlarına değinen dergi ayrıca Nâzım Hikmet’in değişik dillere çevrilmesine ışık tutan metinlerin yanında yurt dışında Türk edebiyatı üstüne yapılan çalışmaları da sayfalarına taşıdı. 

Arap edebiyatı daha ziyade sol ve seküler şairler üzerinden takip edildi. İlkin Mahmud Derviş odaklı üç yayınını anabiliriz. Derginin 13. sayısında Derviş’in son şiiri “Hazır Senaryo” yayımlandı. Bu şiirin, Derviş başta olmak üzere Arap şiirini çevirirken katleden Metin Fındıkçı tarafından “çevrilmiş” olması edebiyat değerlerine vurgu yapan bir dergi açısından büyük bir sorun. Sözcükler, 18. sayısında Selahattin Yıldırım’ın, şairin ölümünün ardından kaleme aldığı “Bu Dünyadan Mahmud Derviş de Geçti” başlıklı yazısını yayımladı. Derviş, İstanbul’a geldiği zaman onunla yapılan söyleşinin çok genel bir özetidir bu. Dergi, Yıldırım’ın Derviş’le yaptığı uzun söyleşiyi 2012’deki 36. sayısında okuyucularına ulaştırır. İlginçtir bu söyleşi, altı yıl sonra, 2018’de Birikim dergisinin 351. sayısında tekrar yayımlanır. Sözcükler’deki Adonis söyleşisi temelde devlet din ayrımının gerekliliğine ve dönemin IŞİD gündemine az da olsa tasavvufa odaklanıyordu. Son kertede toplumsal ve kültürel alanın dinden ayrılmasını vurgulayan metin derginin seküler tasavvuruna katkı sundu. 

Gerçek Edebiyat Okuru, Sol Edebiyat Dergiciliği ve Yeni Mecralar
Sözcükler, matbu olana, mürekkebe inandığını vurguluyor ama edebiyat okurlarının sayısının her geçen gün azaldığı şeklindeki hayıflanmaya hak veriyor. Bu durum ilk sayısındaki neden çıktığını anlatan yazıda ve değişik zamanlarda neredeyse sürekli bir şekilde okurlara hatırlatılır. Edebiyatın olmasa da olur bir eğlencelik gibi gören yahut magazinel anlayışa karşı, edebiyatı, zihnin en önemli ve gerekli uğraşlarından biri olarak konumlandırır. 

Turgay Fişekçi, herkesin kendini anlatacak bir yol bulmaya çalıştığını ancak edebiyat değerlerinin yaşadığı aşınmaya sıklıkla dikkat çekti. Edebiyatın kendi kurallarının olduğu şeklindeki tespit derginin çıkış yazısına da damga vurmuştur. Buna göre Sözcükler’in yayımlanmasının temel nedeni, edebiyatın temel değerlerine duyulan bağlılık, zaten adı da bu nedenle edebiyatın ana gereci olan “sözcük”ten geliyor. Elbette buna, modern ve demokratik bir toplumun yurttaşlarının, özgür bireylerden meydana gelen bir müştereklik için zaruri bir etkinlik konumuna yükselten bir anlayış eşlik eder.

1978’de Sanat Emeği ile başladığı dergi yayıncılığına 2005’te Adam Sanat’la ara veren Fişekçi, bir yıl sonra yeni bir dergi çıkarma fikrine ikna olur. Bu yüzden Mehmet Serdar, Sözcükler’in bir anlamda Adam Sanat’ın devamı olduğunu söyler, derginin onuncu yılını değerlendirdiği yazısında ve ardından şu açıklamayı yapar: “Yazar kadrosu çok yakın, bakış açısı da. Ama yine de farklı bir dergi Sözcükler.” Dergide ara sıra Adam Sanat’ta yayımlanan metinlerden alıntılar yapılması bir yönüyle devamlılığın işareti görülebilir.

Sözcükler yayın kurulu “az ama dergiye çok bağlı bir okur topluluğumuz var. Dergiyi hiç yalnız bırakmadılar” diyerek okurlarıyla ayakta kaldıklarını dergi sunuş yazılarında ve kendileriyle yapılan söyleşilerde belirttiler. Daha ikinci sayısının sunuş yazısında derginin edebiyat çevreleri ve okurlar arasında yarattığı geniş ilgiden söz eden Sözcükler, yazarlarından güç alan bir dergi olduğunu mütemadiyen hatırlatır, arkasında yazarları ve okurlarından başka destekleyenin bulunmadığı şeklindeki vurgu o kadar önemlidir ki bu mektuplar ve yeni anılarla desteklenir. 

Sözcükler yayımladığı dosyalarla, metinlerle edebiyat dünyasında etki yaratması beklenen bir dergi fakat bunu gerçekleştiremese de yıllar içinde kendine has bir okur kitlesi edindi. Okurlar ve yazarların gönlündeki yeri ne olursa olsun Sözcükler daha yolun başındayken; 2007’deki küresel ekonomik krizden dolayı sık sık ekonomik zorluklar içinde olduğunu vurguladı. Çıktığında 6 TL olan fiyatı bugün 15 TL; bir bakıma dövizle alınan kâğıt, matbaa mürekkebi vb. giderler büyük oranda derginin fiyatına da yansımış durumda. 

Dergi, uzun süre sosyal medyada yer almadı, twitter hesabını da etkin kullandığı söylenemez. Bunun da temelinde sosyal medyanın bilinirliği artırdığı ama bunun ne kadar işe yaradığından emin olamamak yatıyor. Haliyle sosyal medya konusunda önyargısını koruyan dergi çevresi, “hızla tüketmek üzerine kurulu, görmekten ziyade görünmeyi merkeze koyan oluşumların dergiciliğe ve edebiyata ‘sahici’ anlamda” katkı sunmadığı kanaatini paylaşıyor.

Siyasal, Teorik Tartışmalar ve Edebi Hafıza
Sözcükler, 1990’larda tarihin sonunun geldiğini ilan eden ABD Dışişleri Bakanlığı görevlilerinden Francis Fukuyama, 68 hareketi, 12 Eylül, Madımak, Ergenekon davaları, Turuncu devrimler, Arap Baharı, muhafazakâr sanat, Gezi Parkı olayları, 2015 süreci, 15 Temmuz darbe girişimi gibi kültürel dünyada da birtakım etkiler meydana getiren siyasi gelişmelere sayfalarında yer verir. Çok ağır ve sürekli olmamakla birlikte Marksizm tartışmalarına duyarlı olduğunu gösterir. Uğur Kökden ise, çeşitli yazılarında okuma serüvenini kendisini çok etkileyen 12 Mart başta olmak üzere darbeler ve savaşlar ekseninde anlatır. Yeni kapitalizmin tek taraflı coşkusuna itiraz ederken aydınlanma ve Fransız Devrimi hafızasına gönderme yapması da derginin temel düşüncesi hakkında önemli ipuçları sunar.

Sözcükler’in Nâzım Hikmet’le ilgili yeni metinlere, incelemelere, söyleşilere yer vermesi de siyasi kimliğini deklare etmeye dönüktür. 20. yüzyılın, hayatları ve şiirleri siyasal mücadeleyle iç içe geçmiş Nâzım Hikmet, Pablo Neruda, César Vallejo gibi yazarların günümüz postmodern dünyasındaki yerlerinin kısa bir gözden düşmeden sonra yeniden yükselişine işaret eden onca değininin altında yatan sebepleri kavramak için derginin postmodrnliği nasıl ele aldığına daha yakından bakılmalı. Sözcükler birinci yılından itibaren Tahsin Yücel ve Semih Gümüş’le postmodernlik ve modernlik tartışmalarını ara sıra sayfalarına taşıdı. Bu çerçevede, Terry Eaglton’dan bir çeviriye de yer verdi ama bunu daha çok Yücel-Gümüş ikilisinin yaklaşımlarıyla okurlarına sundu. Yücel, daha çok sanat ve edebiyat üzerinden meseleyi ele aldı; Gümüş ise modernlikle Avrupa solunu da işin içine katarak düşünce ve edebiyatı bir arada düşünmek gerektiğini yeniden hatırlattı. Şurası açık ki, dergi Gezi Parkı olayları, 68 hareketi gibi gelişmelere yaslanarak “eski bahçelerin anısını” tazeledi. Bu çerçevede sol pencerenin pervazına yaslanan şiirin, toplumsal olayları etkileme gücünü tartışan yazılar da dergi sayfalarında yer buldu. 26 Mart 2018 tarihli The Paris Review dergisinde yayımlanan Mark Eisner’in “Neruda’nın Direniş Şiirinden Ne Öğrenebiliriz?” başlıklı yazısı, bunun örneklerinden biri. 

Her ne kadar Yeni Dergi, Yazko Edebiyat ve Adam Sanat üzerinden Memet Fuat geleneğini sürdürdüğü söylense de Sözcükler, bir yanıyla Kemalist daralmanın göstergesi olarak değerlendirilebilir. Besim Dalgıç imzalı “Edebiyat Dergileri, Edebiyatçı Dostları” başlıklı metin çok sinik bir şekilde olsa da bunu hissettirir. 2007 sürecindeki tartışmalar ama özellikle de Gezi Parkı olayları istisna tutulursa günceli izlemekte tereddüt etmesi ve aşırı temkinli oluşu, Varlık gibi bir konu ya da sorun ortaya atıp çok sayıda cevap aramaması da derginin genel tutumundan bağımsız değil. Bunun pek çok göstergesi var ama en önemlilerinden biri, Enis Batur’un, 12 Mart 2016 günü Melih Cevdet Anday’ı anma toplantısında yaptığı konuşma. Batur, burada, erken Cumhuriyet’in yeni bir insan inşa etme çabası üzerinde durur. Ardından da bunun hemen hemen çöktüğüne dikkat çeker. 

Derginin edebiyata sığınması da bununla alakalı gibi görünüyor. Sözcükler, çoğu derginin Gezi romantizmi sönümlendikten sonra girdiği kulvara yıllar önce yönelmesiyle farklılaşıyor. Ama Kur’an ve şairler, başörtüsü, Mehmet Akif’in manzumeci görülmesi gibi ön-yargılı yatkınlıklardan bir türlü kurtulamıyor. Dergi benzerlerinden örneğin Varlık’tan şu yönüyle ayrılıyor gibi: Sadece edebiyat tartışmalarını kapağa taşımak. Bunları da dikkatli kullanılmış merceklerle gerçekleştirmek. Sözgelimi Ergenekon sürecinde sunuş yazılarında bu mevzuya doğrudan hiç değinmediği fark ediliyor. Bununla beraber, sol-liberallerle muhafazakârlar tokalaşmasına nokta koyan 2013 sürecindeki kimi metinlerde Kemalist bakış öbeklerini müstehzi bir edayla yerleştiren yazılar yayımlamayı da ihmal etmedi. 

Daha çıkış yazısından itibaren edebiyata gerçeküstü bir özellik yükleyen Sözcükler özellikle siyasi gelişmeler söz konusu olduğunda benzerlerinden çok farklı davranmadı. Eski edebi ve kültürel eskatojilerini bilhassa postmodernlik eleştirilerinde aşikâr kıldı. Trajik 2007’li yıllarda Server Tanilli, yaşlılık günlerinde kaleme aldığı yazılarında AK Parti karşıtlığının ötesine geçen bir yaklaşım ortaya koydu. Tanilli, derginin ikinci sayısında Halide Edip ve feminizm ilişkisini ele alan yazısında, Edip’in romanlarında politikaya ve feminizme dokunduğu sürece güçlü anlatılar kurabildiğini ifade eder. Ne var ki Kemalist bakış açısı gerçeklerin ötesine geçmesine engel olur. Edip’in Sinekli Bakkal romanındaki Rabia karakterinden hareketle “türbanlıların” yüceltilmesinden bahseder.

Server Tanilli, bu çerçevedeki başka bir yazısında, türbanın çağdaş dünyada kadın-erkek eşitliğine 1923 Devriminin laik Cumhuriyet’ine karşı girişilen genel saldırının bir parçası ve gerici anlamda da bir politik simge olduğunu belirtir. Sözcükler için en geniş manasıyla sol bir dergi derken, solu Kemalizm’i de kuşatan şemsiye bir kavram hatta cephe olarak düşünmek lazım. Bazılarının dini şiarlar konusunda aşırı tepkici bazılarının ise daha liberal bir yaklaşım içinde olması sonucu değiştirmez. Bu çerçevede, Necmiye Alpay’ın söylem bilmecelerine de yer verdiği Dil Meseleleri II Uygulama Üzerine Yazılar (2018) adlı son kitabında, başörtüsü yerine niçin türban kelimesini kullandığını anlamamız daha da kolaylaşır.

Sözcükler, 2013’teki Gezi Parkı olaylarının ardından “boyun eğmeyen kalabalıklar”a omuz veren çizgiler, şiirler ve yazılar yayımladı. Dergi, 2013 Temmuz-Ağustos tarihli 44. sayısında Gezi’yi devrimci bir eylem olarak selamladı, bu sayısında “direniş sevdasını köpürten” şiirler ve yazılar yer aldı. Aynı sayıda Turgay Fişekçi, Devrimci Savaşımda Sanat Emeği dergisini ele alan yazısıyla 1970’lerin edebiyat ortamındaki Halkın Dostları ve Militan dergilerinin ardından yaşananlara ışık tutuyordu. Onun yazısı bir yönüyle Sözcükler dergisinin hangi geleneğe yaslandığını da anlaşılır kılmakta. Sonraki sayılarında ise şiire heveslenen Barış Pirhasan, çizgileriyle kendilerinden söz ettiren Semih Poroy ile Selçuk Demirel ve Gezi Parkı “mizahını” irdeleyen Turgut Çeviker dergiyi dönemin sol militanlığı ile daha da önemlisi bunda etkili olan kültürel kurumlar ve gelişmelerle birleştirdi. Vakıflar, festivaller üzerinden yapılan yorumlar aynı zamanda günümüz sol militanlığının nasıl biçimlendiğini de gözler önüne sermesi bakımından pek çok sosyolojik analize göre daha gerçekçiydi. Son yıllarda Sözcükler sayfalarında Server Tanilli gibi isimlerin yazılarından ziyade Ferid Edgü’nün güncel çağrışımlarla yüklü “Korkuyorum” yahut “Cahil” başlıklı metnine ya da Enis Batur’un derginin 61. sayısında “hemen hemen ölmekte olan Cumhuriyet”ten dem vuran ifadelerine rastlanması Çeviker’in değerlendirmeleri ışığında okunabilir. Ruhun gizli kovuklarını ele veren bu tür metin ve görseller Kemalistler başta olmak üzere Türkiye’yi yanlış algılama yanılsamasının yoğun biçimde yansıtılışının bir edebiyat dergisindeki etkilerinin izinin sürülmesi bakımından değerlendirilebilir. Çünkü Drago Jancar’ın deyimiyle edebiyatın “milletin iç derinliğinden” kaynaklandığının farkında olmadıkları gibi “edebi alçakgönüllülükten” de nasipleri yok.

Henüz kitaplaşmamış mektuplar, sanatçıların, yazarların düşüncelerinin, sanat anlayışlarının, yayın süreçlerinin ve eserlerinin tartışıldığı metinler olması hasebiyle pek çok bilgi içerirler. Sözcükler, Behçet Necatigil, Oğuz Atay, Aziz Nesin, Melih Cevdet Anday gibi özel sayılarının yanında Türk edebiyatında şu ya da bu ölçüde yeri olan yazarların farklı dönemlere ait mektuplarından örneklere yer verdi. Bu ikinci sayıdan itibaren derginin ayrılmaz bir parçasını oluşturdu. Sözcükler sayfalarına taşıdığı mektuplarla Türkiye’deki yayıncılık ve edebiyat tarihine büyük katkılar sunma işini tek sayıyla sınırlamadı, bunu çeşitli sayılarında ara ara yaptı. Dergi 49. sayısında Cemal Süreya’nın, karısı Zuhal Akkanat’a yazdığı kaybolmuş on üç mektubuna yer verdi. Süreya’nın 1990’da okurlarla buluşan Onüç Günün Mektupları kitabında yer almayan mektuplar, 1969’la 1978 yılları arasında yazılmış. Süreya mektuplarında karısıyla edebiyat, kitaplar, yayınlar, Türk Dil Kurumu, siyaset ve gündelik hayata dair izlenimlerini paylaşıyor. Dergi Kemal Tahir’i, Nâzım Hikmet’le dostluğu dolayısıyla Piraye üzerinden gündeme getirdi. Kemal Tahir’in Piraye’ye mektuplarından örnekleri 62. sayısında yayımladı. Piraye Koleksiyonu’ndan ortaya çıkarılan mektupların Sözcükler Yayınlarından kitap olarak yayınlanacağı duyuruldu. Ne var ki mektuplar daha sonra Kemal Tahir’in romanlarını, notlarını ve diğer eserlerini basan İthaki Yayınlarından çıktı. Önemli ölçüde 1960 sonrasında tercüme edilen ya da telif olarak kaleme alınan sanat, şiir ve diğer türlerdeki kitapların basıldığı derginin yayınevinin çok canlı olduğu söylenemez. 

Sözcükler sayfalarında özellikle anılara dayalı anlatımlar ve mektuplar sayesinde sonraki yıllarda yapılacak Türk edebiyatı incelemeleri için ciddi bir malzeme birikti. Sözcükler’in 55. sayısı hem hayattan iyice çıkmış olan yazılı kültürün bir parçası olan mektup türüne hem de yazarlar arasındaki dostluk ilişkisine mektupların penceresinden bakma imkânı sunar. Yaşar Kemal, Fethi Naci, Haldun Taner, Güzin Dino, Cevat Çapan, İlhan Berk, Tomris Uyar, Aziz Nesin, Abidin Dino, Pertev Naili Boratav, Gülten Akın, Attilâ İlhan gibi isimlerin mektupları 1950’lerden günümüze Türkiye’deki kültür, sanat, yayıncılık ve edebiyat tarihi bakımından hayli veri sunuyor.

Sonuç Yerine
Erbabının bildiği gibi yeni çıkan dergilerin ilk sayıları genellikle daha çok ilgi görür. Sonradan bu ilgi aynı düzeyde sürmez ve kalıcı okur sayıları aydan aya azalır. Sözcükler dergisinin 74 sayısına toplu olarak bakıldığında belli bir okurun ilgisine mazhar olmayı başardığı açık. Dergiler de tıpkı kültür gibi ortama göre şekillenir; ortam elverişliyse, donanımlıysa, olumlu anlamda yönlendiriciyse dergiler de serpilme imkânı bulurlar, yoksa tıkanıp kalırlar, büzüşürler. Rahvan at sırtında yolculuk yapar gibi bir hali var Sözcükler dergisinin, bu yüzden edebiyat ortamının uzağındaki bir yamaçta terk edilmiş bir konak gibi. Aslında bunun sebeplerinden biri derginin Türk edebiyatını eksik kavramasıyla alakalı. Zaman zaman solun dışındaki; Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa gibi şair ve yazarlara yer vermiş olsa da dergi sayfalarının Türk edebiyatının sol kanadı dışındaki isimlere kapalı olduğu son derece belirgin. Sözcükler’in asli yazarları arasında yer almayan Yücel Kayıran dışında Sezai Karakoç’tan bahseden kimsenin olmaması bunun göstergelerinden biri. Elbette edebiyat dergileri genellikle anlayışı birbirine yakın isimlerle çıkar ama bu tümüyle aynılık şeklinde anlaşılırsa tek boyutluluğa düşülmesi kaçınılmaz olur. Peki, bundan sonrası? “Sonrasını birlikte göreceğiz.” Gene de, dergi bilgisinin, görgüsünün artması için Sözcükler’i okumak bir yana ciddiye alarak düşünmek gerekir.

Post Öykü 26
s.34-41